1970’li yıllarda Rusya’da bir Türk ve izlenimleri

1022736518

Leningrad’daki (St.Petersburg’un eski ismi) on dört kilometrelik büyük Moskova Caddesinin bitişiyle Leningrad kenti de sona eriyor.

Kentin dış kesimlerine yaklaştıkça, bizdeki gibi, yapılar küçülüp seyrekleşmiyor. Sovyetler Birliği’nde gördüğüm hiçbir kentte böyle bir şeye rastlamadım. ‘Kenar mahalle’, ‘Kenar semt’ diye bir olgu yok. ‘Gecekondu’ diye bir kavram kalmamış. Yok böyle şeyler. Kent, merkezde nasılsa öylece genişleyip gidiyor ve birden bitiveriyor.

Büyük blok yapılar, konut sorununu kökünden çözümlemiş.

Bütün yapıların caddeden girilen ilk katları, büyük mağazalar olarak kullanılıyor. Mağazaların içleri yiyeceklerle, giyeceklerle dolu. Sonsuz bir kalabalık, sürekli alışveriş yapıyor.

Konutlar, bu mağazaların üst katlarından başlıyor. Toprak düzeyinde hiçbir yerleşme yeri bırakılmamış. Özellikle büyük kentlerde, büyük blok yapılarda bu hep böyle. Bodrum katında oturmak diye bir şey yok. İlk giriş katlarını bile oturma yeri olmaktan çıkaran böyle bir konut politikası, emekçilerin egemen olduğu bu yeni düzenin vardığı başarılı sonuçlardan biri.

Alma-Ata’da bir şoförle konuşmuştum. Çocuğu yoktu. Yeni evliydi.

«Elli beş metrekarelik bir evim var,» demişti, demişti de küçümsemiştim biraz. İkinci kattaydı onun evi de. Leningrad’da bir başka şoförle, aynı konuyu konuşurken, durum aydınlığa çıkıvermişti.

«Kırk beş metrekarelik bir evde oturuyoruz.»

«Kaç kişisiniz?»

«Üç kişiyiz. Karım, çocuğum, bir, de ben.»

Neden sonra anlamıştım bu alanın hiç de sanıldığı kadar küçük olmadığını. Bir salon, iki de oda. Toplam alan kırk beş metrekare. Ancak, girişteki hol, koridor, mutfak, banyo, helâ, balkonlar ve yirmi metrekarelik bir eşya odası, bu kırk beş metrekarelik alanın dışında kalıyor, hesaplanmıyordu. Çünkü bu saydığım birimler, herkes için kaçınılınız, zorunlu alanlardı. Adam, oturduğu alanın kırk beş ya da elli beş metrekare olduğunu söylerken, yalnızca salon ve odaların toplam alanını söylüyordu. Bir an, bizdeki Karadenizli müteahhitlerin, sözde ‘sosyal konut’ olarak şıpın işi diktikleri betebe suratlı uyduruk apartmanların yüzer metrekarelik satılık daireleri geldi aklıma.

Başımı sessizce önüme eğdim.

Üstelik, Sovyetler Birliğinde bugün kimse açıkta değil. Herkesin bir konutu var. Herkesin bir konutta oturma hakkı ve özgürlüğü var. Yerler tahta parke. Bu bir gelenek olmuş artık. Bir merkezden ısıtılan konutlar hepsi de. Küvetli banyosu, kaloriferi, hiç kesilmeyen sıcak suyuyla herkesin rahat bir konutu var. Gördüğüm kentlerde bütün konutlar böyleydi. Görmediğim kentlerde de hep böyleymiş. Halk tipi blok konutlar. Ve elektrik ve sıcak su ve kalorifer yakıt ücreti ve kira ücreti olarak ayda toplam 6 ile 8 ruble arasında ücret ödüyor herkes. Yani bütün bu giderler için bizim paramızla 120 ile 140 lira arasında para ödeniyor. Harcamak için ne kadar çok paraları kaldığını düşününce, o insanları kıskanmamak güç olur sanıyorum.

Leningrad da, Moskova da, Sovyetler Birliğinin en yoğun yerleşme merkezleri. Moskova’da sekiz milyon, Leningrad’da ise dört milyon insan yaşıyor. Leningrad’da bir çocuklu aileye kırk beş metrekarelik konut hakkı tanınıyorsa, bu, nüfusun orada yoğun oluşu yüzündenmiş. Oysa nüfusun daha seyrek olduğu yerleşme merkezlerine doğru gidildikçe, konut hakkı olarak tanınan bu alanlar da değişiyor, örneğin, bir milyon insanın yaşadığı Alma-Ata’da bir çocuklu aileye, Leningrad’dakinden daha geniş bir yerleşme alanı tanınıyor.

Ve yine belirtmeden edemeyeceğim: Sovyetler Birliğinde kimse açıkta değil. Herkesin bir konutu var. Çünkü herkesin bir konutta yaşama hakkı var. Bu haktan doğan konut alanları ailenin kişi sayısına göre değişiyor.

Erdal Öz

Kaynak: Allı Turnam, Cem Yayınevi, 1975; Sovyetler Birliği’nde bir geziden Erdal Öz’ün belleğinde kalanlar

moskovanotlari.blogspot.ru

One Response

  1. Fatih Aslan 27.05.2016

Yorum Ekle