Türk tarihçinin gözüyle Rusya ve Ruslar

DSCF4553

Gerçek Rusya, asıl Rus ovalarında başlar. Rus ovasının ruhta uyandırdığı ilk etki, bir genişlik duygusudur. Öyle bir genişlik ki, bir ormanın küçük bir boşluğunda kaybolup da birkaç yüz metre, birkaç bin metre ilerinizdeki ağaçlıkların bir adım ötesini görmeseniz bile, kendinizi gene de, içinde milyonlarca insan kaynaşan uçsuz bucaksız bir enginliğin ortasında hissedersiniz.

Bu enginlik, hem çokluk, hem yalnızlık duyguları uyandırır. Hatta ruhunuza melankolik bir hürriyet arzusu da verir. Bu hürriyet arzusunda, ancak sınırsızlıklara yer vardır : Ya toplumdan tamamen çekiliş, bir ormanın sessizliğinde ömür boyunca kayboluş, bir meçhul, hatta bir hiç olmak arzusu. Mutlak yalnızlık, mutlak bir başıboşluk hevesi. Yahut da tamamen bunun tersi : Kendini topluma veriş, cemiyete terk ediş.. Milyonların içinde, milyonlardan biri olarak, fakat o milyonlar için çile çeken bir çöl ermişinin mistik duygusu içinde eriyiş… Ya kendinden tamamen geçiş, yahut kendine tamamen bağlanış. Din veya mutlak dinsizlik. Mutlak ve şikayetsiz itaat, ya da vahşi bir isyan..

Ufuklar alabildiğine yemyeşildir. Zaten Rusya demek, biraz da orman demektir. Orman, Rus’un asıl vatanıdır. Steplere yayılmadan önce Ruslar hep ormanlarda yaşıyorlardı. Her Rus’un bilincinin altında ormanın mistik kokusu ve kutsallığı vardır.

Türkler nasıl yaylaların çocuklarıysa, Türklerin tarihi, nasıl Sarıdeniz’e kadar uzanan yaylalar eksenine bağlı taşma ve durulmaların, iniş çıkışların tarihi ise, Rus milletinin tarihi de, ormanlardan taşmanın ve ormanlara sığmamanın öyküsünden ibarettir..

Biz Türkler, ormanı pek iyi tanımayız. Hatta pek sevmeyiz de. Bu, bizim atalarımızın, orman olan yerde sere serpe yayamadıkları, dolaştıramadıkları  sürüleri için midir bilinmez. Ama Ruslar da sürüyü, yaylayı, bozkırı anlamazlar. Onların efsanelerinde bozkır tanrıları, yayla masalları yoktur..

Bunun içindir ki, Rus ovası halkının tarihinde denge veya ılımlılık yoktur. Rus tarihinde insanlar, cemaatler ve fikirler, daima bir uçtan diğer uca atılırlar. Daima iki kutup arasında yaşarlar..

Örneğin, hayata gelişi kaderin en bedbaht tecellisi ve dolayısıyla en büyük günah sayarak, bu lekeyi temizlemek için kendini yakmak dini Rusya’da doğdu. Hem de bu ateşe atılış, bütün aile, çoluk çocuk, hatta yeni doğanlar ve bütün dünya malıyla beraber olurdu !. Evet, bu din 17. yüzyıl sonlarında ve 18. yüzyıl başlarında yalnız Rusya’da doğdu ve yalnızca orada yaşadı. Tolstoy, “Büyük Petro” adlı romanında bu mezhebe geniş yer verir.. Yıllarca devlet, istediği kadar engellemeye çalışsın, bu dine kendilerini verenler, dünyaya gelmiş olmak günahının, bütün çilelerini çektikten sonra vakit ve saat gelince kendilerini ve yakınlarını tereddütsüz ateşe attılar…

Rus devriminin birçok safhalarında da, samojigatelstvonun , yani kendi kendini ateşe atışın, ruhi belirtilerini görmek mümkündür..

Rus ovasında insanlar, ya ölesiye mümin, ya ölesiye imansızdır. Orada “orta” yoktur. Bu ovada sarhoş bile ölesiye sarhoş olur. İçtiği zaman cemiyetin bütün kayıtlarından, iğreti bir giysinin içinden sıyrılır gibi sıyrılır. O zaman onun için hayatın en büyük mutluluğu, bu sarhoşluktan bir daha uyanmamaktır. Ve çok defa da bu sarhoşluk içinde ölür, gider. Eski Rus şehirlerinde Yılbaşı geceleri belediyelerin, sokaklarda sızanları veya ölenleri toplamak için arabalı ekipler tayin etmesi de bu yüzdendir. Ve en iyi geçen Yılbaşı, ancak sokaklarda sızıp donanların sayısıyla ölçülürdü. Bu sayı, bazen bir şehirde birkaç yüzü aşardı.

Aşk da böyledir. Seven, sevgilisi için dünyanın hiçbir yerinde düşünülmeyen çılgınlıkları yaptığı zaman, sevdiğini anlar. Bunun için, sevdiğinin kendisini sevmesi bile şart değildir. Yahut da aşk, bazen o kadar küçümsenir, o kadar hor görülür ki, o artık aşk değil, azgın bir hayvanlık yahut aşağılık bir şey olur..

Rus ovasında bu ekstremler, bu aşırılık, siyasi hayatta da kendini gösterir. Herkes ya aşırı derecede köle ruhlu, yahut da aşırı derecede asi ve mücadelecidir..

Nihilizmi Rus ovası ve Rus ruhu doğurdu. Bu, bir garip anarşizmdir ki, kuramı yoktur. Açıklaması ve amacı da yoktur. Ama Nihilist vardır ve birçok asil Rus, bu kuramı olmayan, amacı da bilinmeyen yolda kendini feda etmiştir..

İşte Rus ovası, 1921’de biz oralardan geçerken tarihinin en büyük çilesini yaşıyordu. Yüz elli milyonu aşan bir insan kalabalığı, bir avuç bağnaz, mutaassıp insanın elinde, bir bakışta akıl almaz bir deneye feda ediliyordu. Maksim Gorki bu deneyi, hatta bütün Rus milletinin hayatına bile mal olsa benimsiyor, savunuyordu..

Volga’da, Don’da otuz milyon insan açlıktan eriyordu. Ülkeler ateşe ve ihtilale verilmişti. Büyük bir hanedan devrilmişti. Bu hanedandan ortada tek kişi kalmamıştı. Tahtı ayakta tutan sınıfların bütün mensupları ; asiller, ruhaniler, dünyanın en kalabalık ordusunun bütün kumanda kadrosu, köy ve toprak aristokrasisi, şehir burjuvazisi, olduğu gibi tasfiye olunmuştu. “Silindir” hiç durmadan yürüyordu. Akademiler, üniversiteler, eski kalem,fikir ve sanat toplantıları olduğu gibi boşalmıştı.Sıra daha aşağı kademelere gelmişti. Her yerde yeni insanlar görülüyor ve bu insanlar, durmadan değişiyorlardı.

Bu deneyi dünyada ancak bu toprak kaldırabilirdi. Bu deney, yalnız burada yaşayan insanların ruh yapısına uygundu: Her şeyi bir anda feda edebilmek. Bir anda yapmak. Sonra gene bir anda yıkabilmek !..

Rus ruhu, bir aşırılıklar alemiydi ; Rus ihtilali ise, tarihin en büyük aşırılığı idi..

tarihtenanekdotlar

Yorum Ekle