Misafir yazardan: Bir Rus masalındaydık

15010389_xxl-800x600

Moskova… Dünya devi Rusya’nın başkenti.

Tüm pırıltısıyla, desenleriyle, ihtişamıyla beyaz gecelerin rengarenk şehri.

Kültürün, sanatın, tarihin içiçe geçtiği, tüm dünya şehirlerinden farklı havası ve görüntüsüyle daima düşlerimi süslemiş şehir…

Pek çok kişinin “St. Petersburg çoook daha güzel” demesine rağmen Kızıl Meydan sevdam, o külah külah dondurmaya benzettiğim katedrali görme arzum ve ille de önce başkent diye düşünmem Moskova şehrini St Petersburg’a tercih etme nedenlerimdi.

Artık St. Petersburg da bir başka bahara. Belki de oradan Baltık ülkelerine uzanır, Estonya, Latvia ve Litvanya’yı da görürürüz veya İskandinavya’ya geçer, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’yi ziyaret ederiz; kimbilir, insan hayal kurduğu sürece rota çok…

Neyse dönelim Moskova tatilimize…

Ben yıllardır istiyordum Rusya’yı ve özellikle Moskova’yı görmeyi. Avrupa’da alıştığımız herşeyden farklı bir yer olacağını biliyordum. Ama yıllardır cesaret edemememize sebep olan çekincelerimiz vardı. Kimi internet sitelerinde okuyorduk, yok orası pek tekin bir yer değil, polisler durdurur, size habire evraklarınızı sorar, eksik bulur para isterler, metroda geç saatlerde bulunmayın, saldırıya uğrayabilirsiniz, yok efendim polislerin veya güvenlik görevlilerinin gözünün içine bakmayın, hemen şüphelenip sizi durdururlar. Ülkeye girişte imigrasyon formu (göçmen formu) doldurun, onu hep yanınızda taşıyın, mutlaka durdurur, kontrol ederler. Bitmedi, en zor kısmı bir de diyorlardı ki, orada Kiril alfabesi dışında hiçbir İngilizce tabela göremezsiniz, yolunuzu bulamaz kaybolursunuz. Birine yol sorsanız hiç İngilizce bilen yok, anlatamazlar. Zaten soğuklar, hiç yardımsever değiller. Siz en iyisi turla gidin…

Offf off, işte böyle şeyleri çok okumuştuk. Uzak durduk Rusya’dan epey bir süre belki de bunları okuyup, etkisinde kalıp. Ama sonunda ben tutturdum ille de gidelim artık diye. Bir daha etraflıca araştırma yaptım.  Neyse ki bloggerlar var,  onların Rusya tatili maceralarını okudum, merak ettiğim soruları sordum, sağolsunlar çok güzel bilgiler verdiler bana ve sonunda nihayet bir Rusya macerası yaşamaya karar verdik.

İyi ki de yapmışız. Bizim için çok farklı bir deneyim oldu.

Ne mi yaşadık?

* Vallahi inadına bütün polis ve güvenlik görevlilerinin gözünün içine içine baktım, hiçbirşey olmadı 🙂 Kimse bizi hiçbir yerde hiçbirşey sorgulamak için durdurmadı.

* İmigrasyon formunu memur kendi doldurup sadece imzalamanız için size veriyor, yani onda zor birşey yok. Bize soran olmadı yolda durdurup ama yine de iyi saklamalı, çıkışta alıyorlar.

* Hiç kimse bizi hiçbir şekilde rahatsız etmedi, tedirgin etmedi. Gece birlere kadar sokaklardaydık iki deli… Çoğu gece muhtemelen son metroya yetiştik.

* Gençlerin büyük çoğunluğu İngilizceyi anlıyor ve cevap verip, yardımcı oluyorlar. İngilizce anlamayanlar, el kol hareketleri ve vücut dili ile yardımcı oldular, yardım etmeyi reddedene rastlamadık. (Çok mu “puppy eyes” yapıp bakıyorum da kıyamıyorlar bana acaba bilemiyorum?)

* Evet, havaalanı hariç Kiril alfabesi dışında bir şey yok. Bir tek havaalanında ayrıca İngilizce tabelalar koymuşlar. Şehir içinde Kiril alfabesi bilmiyorsanız kaybolmazsınız ama neyin ne olduğunu anlayana ve yolunuzu, gideceğiniz yeri bulana kadar zaman kaybeder, zorluk çekersiniz. Ben biraz deli olduğum için Rusya’ya gitmeden önce Kiril alfabesini sular seller gibi ezberledim. Doğru okudunuz, gitmeden önce Rus alfabesini okuyup yazmayı öğrenip öyle gittim 🙂 Şahane oldu, çok da zevk aldım o yazıları okurken… Nasıl mı yaptım? Anlatırım 🙂

Dilek Vidana Tavaşoğlu – bencetatil

Yorum Ekle